Arama

Hayallerim, Oğlum Ve Ben

Hayatta en büyük dileğim anne olmaktı. Hatta bunun için evlendim bile diyebilirim. Hep kendi kendime hayaller kurardım. Bebeğimi en yeni en modern yöntemlerle büyüteceğim. Büyüdükçe onunla arkadaş gibi olacağız. İlk kelimesini duymak, ilk adımı görmek beni ne kadar da çok mutlu edecek diye sürüp giderdi hayallerim.

Hamile olduğumu öğrendiğimde artık bunlar hayalin ötesine geçmeye başladı benim için. İlk ultrason görüntüsü, cinsiyet öğrenme, doğuma hazırlık derken o mucize gün geldi çattı. Bebeğimi kucağıma aldığım anda ki duygularımı anlatamaya sahip olduğum kelime haznesi yetmezdi sanırım. Tüm sevdiklerim yanımdaydı. Herkes bizi tebrik etmeye ve küçük prensimizi görmeye geliyordu.

İki gün hastanede kaldıktan sonra eve döndük. Emzirme sıkıntısı, uykusuz geceler, ağlama nöbetleri derken yaklaşık 9 ayı tamamladık.

Bebeğimi çok seviyor ve anne olduğum için büyük bir mutluluk yaşıyordum. Ama sanki yolunda gitmeyen bir şeyler vardı. Bebeğimin ağlamaları henüz bitmemişti. Onunla benzer dönemde doğan diğer bebeklere baktığımda sanki arada bazı farklılıklar vardı.

Bunu eşimle paylaştığımda bana “Sen onu çok inceliyorsun, çocuğun bir şeyi yok bebek işte ağlayacak tabii” diyordu. Çocuk doktorumuza her gittiğimde ona da bu gözlemlerimi aktarıyordum. O da bana “Boyu kilosu iyi, endişe etme bazı bebekler daha içine kapanıktır, büyüyünce geçer.” diyordu. Bunları duyunca biraz rahatlasam da yine de içimi kemiren bir kurt vardı.

Oğlumun ilk yaş günü gelip çattığında iki hafta öncesinden hazırlıklara başladık. Evi süsledik, pasta siparişi verdik, doğum gününe gelecek misafirlere o güne dair anı olsun diye hediyeler bile hazırladık.

Her şey çok güzeldi. Misafirlerimizin bir bir geldiler. En yakınlarımız arkadaşlarım hepsi geldiler. O gün benim en mutlu günüm olması gerekirken ben bir ara bir odaya kapanıp ağlamaya başladım. Beni salonda göremeyen eşim yanıma geldi ve “Misafirlere ayıp oluyor, ne oldu neden ağlıyorsun?” diye çıkıştı bana. Onbun bu çıkışması tuz biber oldu acıma ve ben de ona çıkıştım.

“Sana söylemiştim bizim oğlumuzda bir şeyler var diye, bir Nurten’in oğluna bak bir de bizim oğlumuza” diyerek hem ağlıyor hem de bağırıyordum.

Eşim bana sarıldı beni sakinleştirmeye çalıştı. “Tamam sakin ol, yarın başka bir doktora gider sorarız” dedi.

Misafirlerin yanına döndüm, bir şey belli etmemeye çalışıyordum ama hem üzgün hem de kaygılıydım. Doğum gününü bitirdik ve misafirlerimizi yolcu ettik. Oğlumu da uyuttuktan sonra bilgisayarın başına geçtik. Konusunda iyi bir uzman, doktor, hastane ne olursa araştırmaya başladık. Forumlara girdik yorumları okuduk. Bazı yorumlarda anne babanın anlattığı davranışlar bizim oğlumuza da çok uyuyordu ama ne ben ne eşim yorum yapmadan sadece okuduk.

Üç gün sonrası için alanında uzman bir doktordan randevu aldık ve gittik. Sağ olsun bizimle çok ilgilendi, bize bazı sorular sordu, oğlumuz ile oyun oynadı. Sorduğu sorulara cevap verirken bir taraftan da şaşırıyorduk eşimle.

Oğlumun yapmakta zorlandığı ne varsa onları soruyordu sanki. “Yüzünüze uzun uzun bakıyor mu, aynadaki görüntüsüne bakıyor mu, ismini söyleyince dönüp tepki gösteriyor mu, ses ya da hece çıkarıyor mu? gibi… Asıl endişe verici olan biz bu sorulara hep “Hayır” cevabı veriyorduk.

Tüm bu sorular ve değerlendirmeler sonunda bize en son ve vurucu soruyu sordu “Otizm diye bir rahatsızlık duydunuz mu?”

O an ben de eşim de adeta buz kestik. Sanki zaman durmuştu. Hamilelik ve doğum sonrası süreç, yaşadıklarım, gözlemlerim, endişelerim hepsi bir anda ve saniyeler içinde gözümün önünden geçti. Kızdım, sinirlendim, öfkelendim şok geçirdim. Yutkunup derin bir nefes aldıktan sonra “Evet” diye titrek bir sesle cevap verdim. Evet, otizm diye bir şey duymuştuk. O üç gün önce forumlardaki yorumlarda anne babaların yazdığı ama bizim oğlumuza konduramadığımız şey otizmdi.

Doktorumuz bize otizmli çocukların gelişim özelliklerini, neler yapıp yapamadıklarını anlattı. Anlattığı bazı şeyleri sadece duydum, çok azını dinledim diyebilirim. Bir çoğu benim için sesler bütününden farklı değildi.

Erken tanının öneminden bahsetti, özel eğitim dedi, konuşma terapisi dedi. O güne kadar duymadığımız  birçok kavramdan bahsetti.

Oradan çıktık ve arabamıza bindik. Yol boyunca eşimle birbirimizle hiç konuşmadık. Ama her birimizin kafasında bir konuşma balonu olsa neler neler diyorduk aslında. Eşimin yüzündeki mahcubiyet ve suçluluk duygusu gözümden kaçmadı. Ben ona aylar önce söylemiştim çünkü, yolunda olmayan bir şeyler var demiştim, o da bana çok abartıyorsun demişti. O suçluluk duygusu ile eve gidince de hep gözlerini kaçırdı benden. O gece hepimiz için çok zor bir geceydi. Bütün gece uyumadım. Hep düşündüm. Düşürken ağladım, isyan ettim, öfkelendim, kendime de kızdım, etrafımdakilere de…

Sabaha kadar sürdü bu mücadelem. Sabahın ilk ışıkları ile birlikte artık gözlerim şiş ve mor bir hale yüzümü yıkamaya gittiğimde aynadaki görüntüme baktım. Bu halde mi oğluma yardımcı olacaktım? Bu halde mi onu diğer çocukların seviyesine getirecektim? Daha çok ağladım, hırslandım. Ağlama sesimi duyan eşim yanıma geldi, bana sımsıkı sarıldı. “Özür dilerim sen haklıymışsın” diyerek daha da sarıldı bana. Beraber ağlamaya başladık. Dünkü sessizlik yerini büyük bir gürültüye bırakmıştı. İçimizdeki fırtına dışarı çıktı. Onu da yaktı, beni de yaktı…

Biraz sakinleşince oturup konuşmaya başladık. Ne yapmalıydık, nereden başlamalıydık? Yapılacak çok iş, gidilecek çok yer vardı.

O sabahtan sonra hayat benim ve oğlum için yeniden başladı. Uzun süren özel eğitim süreci, özel dersler, konuşma terapisi, duyusal entegrasyon derken o kadar çok kişi ve yer tanıdım ki.

Şimdi mi… Şimdi oğlum 4 yaşında. Hala yaşıtları ile arasında bazı farklar var. Onun için planladığım birçok şeyi hala hayata geçiremedim belki ama ona ikinci bir hayat verdim.

Bu öykü Çocuk Gelişim Uzmanı Emine Ergün’ün Anne Çocuk Öyküleri kitabından alıntıdır.

Yorum Yaz

Yorumunuz (*)

Resimdeki kodu giriniz

IP Adresiniz: 54.198.187.30

Yorum Yok

Bu yazıya ilk yorumu siz yazın.

Anneler ve Babalar İçin Hakkında Diğer Faydalı Bilgiler