Arama

Ebeveynlerde Çocukları Kıyaslama Alışkanlığı

“Emir annesi ne derse hiç itiraz etmeden peki diyormuş! Sende pabuç kadar bir dil, kime çekmişsin hiç bilmiyorum”

“Kızım ablanı örnek al biraz; bak o ne kadar girişken, sen böyle hiç başarılı olamazsın ki”

“Geçen gün Elif söyledi; onun bebeği 10 aylıkken patır patır yürümüş, bizim ki daha ayaklanamadı gitti, 13 ayı bitirdi!”

Eminim ki bu kıyaslama dolu söylemler her gün yüz binlerce evde tekrarlanıp durmakta.

Biz ebeveynler doğal olarak sahip olduğumuz çocukların bebeklikten itibaren tüm güzel ve olumlu huylara ve kişilik özelliklerine sahip olmalarını istiyoruz ama ne yazık ki çoğunlukla da belli bir abartı içine giriyor ve sürekli “Komşunun tavuğu komşuya kaz gelir.” benzeri bir şekilde çocuklarımızı ya aile dışından örneklerle kıyaslıyor veya kardeşleri ile yarışa sokmaya çalışıyoruz.

Japonya’da sağ beyin öğretisinin duayeni Makoto Shichida’nın sağlıklı ve olumlu çocuklar yetiştirebilmek için ön gördüğü temel unsurların başında bebeklikten itibaren çocuğu kardeşleri dahil asla başka bir çocukla kıyaslamamak yer almaktadır.

Peki, çocuklarımızı türlü çeşitli biçimlerde kıyaslamamak, “Benim aslan oğlum hiç Berk gibi yaramaz değil” benzeri olumlu kıyaslamalar da dahil neden uzmanların önermediği bir yöntem sizce?

Bu konuda ABD’li pediatrik nörolog ve bir ekstrem prematüre doğmuş kız annesi Jill Stamm “ Eğer çocuğumuzu öz güveni yüksek ve özgün bir kişiliğe sahibi bir birey olarak yetiştirmek istiyorsak onu değişik konularda kıyasladığımızda dolaylı yoldan onu bir başka kişiye benzetmeye çalıştığımız mesajını veriyoruz. Böylesi mesajlar çocuğun özgün bir kişilik geliştirmesini baltalamakta ve kıyaslandığı kişiyi taklit etmeye veya tam tersi dışlamaya yönlendirmektedir.” diyor ve ilave ediyor “Toprağın cinsi, aldığı su miktarı, çevresel faktörler neyse bu şartlara uygun bir bitki yetişecektir”. Jill Stamm’ın bu benzetmesi benim şahsen çok hoşuma giden bir benzetme, çünkü biz ebeveynlerin çocuklarımızın doğumla getirdikleri huyları ve genetik özelliklerini, bunların çevresel faktörler ile etkileşimlerini ve bu etkileşimin ortaya çıkardığı sonuçları göz ardı etmememiz gerektiğini çok güzel anlatıyor.

Başka bir açıdan baktığımızda başka bir çocukla kıyaslama çocuğunuza “Ben senden memnun değilim.” doğrultusunda olumsuz bir mesaj vermektedir. Oysa ki özellikle küçük çocukların gerek olumlu kişilik gelişimini desteklemek, gerekse sağlıklı bir öz güven gelişimi sağlamak için ebeveyn mesajlarının olumlu olması gerekmektedir.

Eminim benimle aynı görüşü paylaşmayan, “Kıyaslama rekabet içerir, rekabet ise gelişim sağlar” benzeri söylemler ile bana karşı çıkacak ebeveynler de mevcuttur.

Ben bu tip argümanlara karşı bir kıdemli anne olarak  mümkün olduğunca bire bir kıyaslamadan kaçındım ve bunu yaptığımdan da asla pişmanlık duymadım demekle yetineceğim.

Aslına bakacak olursanız bire bir kıyaslama yapmadan güzel örnekleme yapmanın mümkün olduğunu da bilmemiz gerekiyor. Örnek verecek olursak, “Geçen gün konuşuyorduk, Cenk hiçbir zaman oyuncaklarını dağınık bırakmıyor topluyormuş. Dilimde tüy bitti ama bunu bir türlü öğrenemedin gitti!”. Bu cümlede doğrudan kıyas olduğu gibi olumsuz öğrenemedin suçlaması da yer alıyor.

Oysa aynı amaca yönelik aşağıdaki söylemi de yapabiliriz.

“Oyuncaklarınla oynadıktan sonra onları bir hafta süresince birlikte toparlayalım. Sonra eminim ki sen de oyuncaklarını oynadıktan sonra toparlamaya alışacak, benim yardımıma ihtiyaç duymayacaksın, çünkü her gün büyüyor, yeni şeyler öğreniyorsun ve becerilerin gelişiyor.”

Yukarıdaki söylemde kıyas yok ama düzeltilmesi istenen eylem açıkça belli edilmiş ve yardım teklif edilmiş ve sonrası içinse çocuğu cesaretlendirecek olumlu bir mesaj verilmiştir. Her iki durumda hedefimizin oyuncakların toparlanması olduğunu düşünecek olursak sizce hangi söylem daha başarılı bir sonuç ortaya çıkaracaktır?

Size çok rahatlıkla söyleyebilirim ki sürekli olumsuz mesajlar ile kıyaslamalarla küçük çocuklarınızda stres yaratır ve maalesef sanılanın aksine hiç bir olumlu sonuç da elde edemezsiniz ve tam tersi onları daha hırçın daha inatçı ve tabiri caiz ise “ Ben böyleyim ne yapayım?” boş vermişliğine itersiniz.

İşte bu nedenle dilimizde yer eden kıyaslamaları dilimizden en kısa zamanda söküp atmamız ve özellikle yolun başında olan bebeklerimizle olumlu bir diyalog geliştirmemiz kesinlikle çok daha güzel ve olumlu sonuçlar getirecektir.

Son olarak sizlere geçtiğimiz aylarda tanınmış bir nörolog dostumla yaptığım bir söyleşide bana anlattığı ve beni yürekten etkileyen bir nörolojik gerçekten söz etmek istiyorum.

Beynimizin duyguları işleyen amigdala isimli bölümünün hayatın ilk 5-6 yılında kesinlikle olumsuzluk içeren söylemler ile yüklenmemesi gerektir. Bu tip yüklemeler kişilik gelişimde daha karamsar ve tutucu bir yapı gelişmesine yol açar. Çoğu kez böylesi bilinçaltımıza yerleştirilmiş olumsuzluk kodları ise tüm hayatımız boyunca daha kolay depresyona girebilen karamsar kişilik yapıları ortaya çıkarır ve bu tip kişiliklerin yaşlılıkta Alzheimer türü demans hastalıklarına yakalanma riskleri çok daha yüksektir.

Ayrıca çok sevdiğim bu uzman dostum doğuştan genetik olarak her kişinin beyninde amigdalada farklı bir olumluluk seviyesi olduğunu ve tüm ebeveynlerin hayatın ilk 5 yılında hedeflerinin bebeklerinde var olan bu olumluluk seviyesini yükseltmek olması gerektiğini vurguladı ve ilave etti:  Sizin sloganınız “Mutlu büyümesi gerek” bu açıdan çok yerinde ve doğru seçilmiş.”

Evet sevgili ebeveynler, bebeklerimizi çok ama çok seviyoruz. Hepsi bir “Sevgili Bebek” ve hepsinin “Mutlu büyümesi gerek..

Yorum Yaz

Yorumunuz (*)

Resimdeki kodu giriniz

IP Adresiniz: 23.20.202.156

Yorum Yok

Bu yazıya ilk yorumu siz yazın.

Bebeklerde 24-48 Ay Dönemi Hakkında Diğer Faydalı Bilgiler